11 Ağustos 2013 Pazar

gece gece

ne tür bir bela bu
kendi halinde savrulan bir esinti
ılık bir donuşla sarıyor beni 

kaldırımlarda yürürken hayal ederdim kendimi
soğuk rüzgarlar içinde ve yapraklar
solgun bakışlarla kurardım geçmişimi
göreceğim günler kendiliğinden sarhoş
belki de ben yoktan yere durgun

-------

durgun bir gece
karanlık pencerede solgun

gidilecek yollar varken
rüzgarın savurduğu bedenler
sokak lambasının ışığında
içilecek onca bira dururken

bir kadın ağlar köşede
adımlarını atamaz boşluğa
gidemez uzaklara, olduramaz yokluğu

-------

aç gözlerini uyuma bu gece
dolansın ellerin bedenimde

-------

yazacak cümlem kalmadı ben tükendim
bakışlarımdaki anlam uçtu
durgun ellerim titredi
ne kadar içerlesem de sokağın sessizliğine
konuşamadım

kendi içime de haykıramadım sızıları
ki o ölü doğan
o hiç varolamamış kelimeler
sızı mıydı deniz kıyısında
huzur muydu dağ başında
bilemedim

belki bir kentli yalnızlığı
kemikleri erimiş dokunuşuyla
gözleri kör duruşuyla
bak yine oluyor her şey 
eskisi gibi ve aynı sırayla
duruyorsun önce, uzanıyorsun sakince
dışarıyı izliyorsun bilinçsizce
umarak belki
ama susarak sürekli

bu bir...

gördüklerim sanki...

uyanırım
uyuyamadan açılır gözlerim
kendi halimde kendime dolanırım

-----

bir tiyatro yaz dediler bana
ne olduğumu bilmiyorlarmış gibi şuursuzca
anlamaz bu gözler sahnedeki danstan
tutku dolu sözlere bahşedilmiş yaşlardan


11 ağustos 2013
gece
bursa

10 Ağustos 2013 Cumartesi

bir çeşit müzik eşliğinde

ansızın kara gömüldü ayağın
buz gibi kırılgan düşlerinde
yollar inadına çıkmaz hayallerine
üşütür ellerin kalemini sözlerinle

titrer mi bakışların kaldırımlarda
insanlar izlerken oynadığın cümleleri
dokunuşlar dalından düşen yaprak gibi
çarpıyorlar toprağa unutulmuş bir ömür misali

10 ağustos 2013
istanbul


mut

sakin bir bakış dalında
esintide huzur kendi halinde
kısık bir sesle fısıldayarak
evet, mutlusun sen durduk yere

10 ağustos 2013
istanbul

9 Ağustos 2013 Cuma

y

yazdıklarım var yaşadıklarımla
yaşlarımda yeşeren yaşamlarla
yaşlanarak yok olan yakınlarda

09 ağustos 2013
istanbul

2 Ağustos 2013 Cuma

kendi halinde otururken

taşıyorum gözlerini satır satır aklımda 
dillendiremediğim kelimeler dudaklarında
hayalini bile kuramadığım anılar dolanmış vücuduna

kırık bir kalem yazılamamış kelam eşliğinde
gece istemsizce akıyor ellerime
uzaklar büyüyor sahipsiz bir bahçenin içinde

ve ben,
utanmaz bir ırmak dupduru
öylece bir taş var kenarında düşün 
su bile sıçramamış, kupkuru...

02 ağustos 2013
istanbul

26 Temmuz 2013 Cuma

öylesine

bir söz söylersin kendi halinde
tutku dolu akarsın
gözlerin ay parçası su içinde

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Durmak

Kaç yıl oldu düşünmeyeli? Zaman geçer mi düşünmeden? DÜşmeden yada? Defter sayfası, aç kollarını ben geldim!

Bir caz ve cazgır içinde, keyfe keder şiirler peşinde, sessizliğe inat kuru gürültüyle, kopan kıyamete karşı bir bardak suyun sahip olduğu dinginlikle... Bak yine saçmaladın sen. Olmadı yani! Beş dakika yalnız bırakmaya gelmiyor hemen bir şeyler düşünüyor (musun)!

Yaşadıklarını bir kez daha düşün defter sayfası! Bunun on yıl sonrası da var. Sen bir zamanlar bir yerlerdeydin. Şimdi de olduğun yerdesin; kanepede uzanmışsın, radyoda caz kanalını açmışsın (kendi halinde dantel) boş boş bakınıyorsun. İçin çok boş değil mi? Duruyorsun. Yani kelimenin temel anlamıyla duruyorsun. Durağan; olduğu hali koruyan... Baştan sona atalet! At ulan şunu üzerinden! Kendine gel, yapacak çok iş var.

Seninle sohbet etmeye başlayalı yaklaşık oniki yıl oldu defter sayfası ve eminim onca bahsi geçen konu içerisinde ortak olan bir nokta var: O da hiç bir şeyin değişmediği; hayatta bir cacık olmadığıdır. Dedim ya işte atalet! İnsanlar atletleri üzerinde kendi hayatlarındaki en güzide anları zaplarken, çocukları colukları yaşlarını göz yaşları içinde uğurlarken, ki bu ilk çıkan dişin şaşkınlığı, sokan arının iğnesinin sızısı yada geleceğini dehşetle izleyen bir ergenin saçmalayışları olabilir. Ama öte yandan bir şey olduğu da yok. Duruyor her şey.

DÜnya dönüyormuş! Yalan! Dünya dönseydi en azından bu kadar adam biraz hareketlenir bir işe yarardı. Kablo döşenecek yolları kazar, okunacak satırları okur, yazılması gerekenleri yazar, satılması gerekenleri satardı.Peki olan ne şimdi? "Ateşi olan var mı?" Var dayı gel!

Akünün suyunun boşalma belirtileri bunlar. Bak şimdi dönen dolaplara. Gir bir o dolaba da döndürsünler. Çıkınca doğru balerine! Ee bu kafayla atlı karıncaya da koşulmaz gibi. Olmaz yani... 

Sonuç olarak defter sayfası, jetonun var mı? Benim adamı yıktılar yere, geri sayıyor. Jeton lazım... INSERT COIN gerginliği bu zamanlar... Borç versene bir tane...

21 Temmuz 2013 Pazar

bir yalnız yalnız iken...

Sıcak bir yaz mevsiminin habercisiydi doğan güneş. Haziran sabahları böyle bir sıcağı benimseyememişti hiçbir zaman.

Pencereden odamın içine doğru sıyrılan güneş ışığı dayanılmaz bir bunaltı ortamı yaratmıştı içeride. Dayanamayıp kendimi yataktan dışarı attım. Banyoya gidip buz gibi suyla ödüllendirdim beni hiç yalnız bırakmayan bedenimi. Duştan sonra karar verdim ki kötü gözle bakmamak lazım gülümseyen sabahlara. Dışarı çıkıp şöyle bir dolaştım. Deniz kıyısındaki bir kafede oturdum; hafif bir kahvaltı yaptım. Her şey iyiydi, hoştu ama bazı şeyler farklı gibiydi. Gülümseyişim, yürüyüşüm, konuşurken seçtiğim kelimeler... Bana bir şeyler olmuştu, güzel bir şeyler.

Bunu fark ettiğim an daldı gözlerim uzaklara doğru, denizle gökyüzünün birbirine sıkıca sarıldığı kırılgan ufka... Bazı şeylerden kaçıp gelmiştim buralara. Kaçma ihtiyacı duymuş, yanlışlar yapmış ve kendimi yargılamıştım. Bunun sonunda da gerçekleri görmüştüm galiba ki artık değişmiştim. Bilinmeyen tepelerin ardı artık can ciğer dostlarımdı şimdi. Ve her şeyden önemlisi mutluydum.

Koşarak eve döndüm. Kitaplığıma aç köpekler gibi saldırarak eski günlüklerimi sakladığım yerden çıkardım. Bir fatih edasıyla açtım kapaklarını. Kendime söz vermiştim; geçmiş gerçekten geçmiş olunca zihnimde, dönüp dalga geçercesine çevirecektim bu günlüklerin sayfalarını. Bu sefer ben hükmedecektim onlara.

20 Mayıs 2013 Pazartesi

insan

konuşamamak, paylaşamamak kötü
içinden geldiğince hür ve dolu
ne de olsa insanız
kim bilir hangi ağacın altında bulurlar ölümüzü

koralp

27 kasım 2008
14:49
bursa

19 Mart 2013 Salı

soru

soruyorsun bazen kendine, ne yaptığını...
peki, ne yapıyorsun?

17 Mart 2013 Pazar

eski

geçmişe dalmış gözlerin
benimkiler değil

o gözler senin
ben, bugündeyim...


15 mart 2013

19 Ocak 2013 Cumartesi

unuttum

titrettim kalemimi kaç gece
kim bilir
ben bile unuttum haykırdığım kelimeleri
anlamları içlerinden uzak
kumsal boyu hayaller kurdum
yazdığım şiirlerin hecesinde


kısaldı ömrüm ben yazdıkça
uzanırken varlığım takvimlere
sığmaz şairin ruhu bir hayata
olduramaz nefes almayı kalabalıklarda


bakmayı unuttum görmekten evvel
bir kokuydu beni saran
öylece durup baktığımda
renkler kaybolurken tenimden
sesler... sustular onlar da aniden


hayallerimi unuttum kelimelerimden önce...

koralp