26 Mart 2017 Pazar

renk

bir renk düşün içinde olmadığın
sokaklarında yürümediğin
söyle bana, bulabilir misin?

aldığın nefesin sebebi olur mu?
gözündeki bakışta kördüğüm bir buğu
dokundun olmadı,
    yaşadın tutmadı
aynada gördün kendini
sevmedin, sevemedin bir türlü
sustun...

titrek bir kelime türedi dilinde
sana seni anlatan
varamadın bir yere
yine buldun kendini avare

yeşil nedir?
mavi kime denir?

gözlerin kör kulakların sağır
koşacaksın sen
o renk senin bu renk benim

hikayeni bitireceksin
gözlerin mor, dudakların çıplak
geride kalan allame-i cihan olsa ne yazar...

koralp
26.03.2017
02:12
izmir






ben

öylece durdum, etrafı izledim 
derin bir sessizlik, serin
sokak lambasının altında  gölgeye vurmuş ağaçlar
kendimi hiçbir yerde göremedim

bensizliği özledim kimi zaman
içimdeki sese boyun eğdim
      gölgede bir sığınak, kaçıştır dedim
kalemim sustu çoğu zaman
olduğum, yaşadığım beni
      kendimi özledim

ve yine geçti zaman
ve yine ben ben olamadım buralarda

koralp
04.03.2017
03:18
izmir

9 Ocak 2017 Pazartesi

kar soğuğu

ben değilim bu içimdeki
aynadaki gözler, bakışlar
saçlar benim değil

bir ses duyarsın zihninde hayali
olmak yada olmamak meselesi anlamsızlaşır
gerçeğe dönüş başlar
           yakar
sen de bir sigara yakarsın
dumana katarsın yitip giden umutlarını
savurursun havaya doğru
içine çektiğin her nefes kar soğuğu
dokunuşlarına vurur yaşamın yorgunluğu

koralp
09 ocak 2017
izmir / menderes

22 Ağustos 2016 Pazartesi

yol

kapat gözlerini
bir yol düşün

attığın adımlar nerelere götürür zavallı bedenini

gözlerinde umarsız düşler
kendini beğenmiş bir ıslık dudaklarında

içinden geçenleri bir düşün

zamanın olayları ve olmayanları bugün
sen misin dalga dalga ayaklarına vuran
deniz kıyısında, oturmuş bir kayanın üzerinde
ve belki bir kumsalda yalnız
bu yosun kokusu
bu bulutsu rüzgar

suya değdiğinde ayakların

kendi halinde üşürsün ansızın
ve o bulutsu rüzgar
o sakin yosun kokusu
bir dalga olur 
gözlerinde
gözlerin bir gün batımı
kendini batarsın ufukta
kızıl bir gelecek uzanır kollarına
dokunamazsın
de ki dokundun
acı içinde yanarsın, kanarsın

ne de olsa insansın

                        yaşarsın


koralp


22.08.2016

izmir


17 Ağustos 2016 Çarşamba

Son

Sokak lambalarının kendi halinde aydınlattığı bana göre karanlık bir sokakta yürüyordum. Yaşadığım eve doğru uzanan bu yol hayatımın kendime ait olan yegane parçasıydı. Eve geldiğim zaman içine girdiğim kalabalık beni kendime yabancılaştırıyordu. Gün içinde yaşadıklarım ise neredeyse tamamen bir maskeli balodan ibaretti. Hayalini kurduğum hiçbir şey gerçek olmamıştı. Güney Amerika'yı gezememiştim. Yazmak istediğim şiir kitabıma hiçbir zaman başlayamadım. Yıllarca içimi kemiren amatör müzik projeleri gerçek olmak bir yana sohbet konusu bile olamamışlardı.

Umutsuzca sokağın karanlık sonuna doğru yürüken sokak lambalarından birinin altında durdum. Kaldırımın kenarına oturdum, bir sigara yaktım. Hafif bir rüzgar esiyordu, serindi. Giydiğim hırkanın önünü hafifçe kapadım. Derin bir nefes çektim. İçimde söyleyemediğim ne varsa dumana kattım ve akciğerlerimden dışarı attım. Kafamı çevirdim, sokağın sol tarafına doğru baktım. Sonra sağ tarafına... Bir nefes daha çektim.

Hemen karşıdaki tepelerde görülen, oturduğum kaldırımın manzarasına dahil ışıklara baktım. Karanlığın içinde gezinen araba farkları... Birasını, şarabını bitiren geri dönüyor diye düşündüm. Sigaramdan son bir nefes daha çektim; izmariti elimin baş ve orta parmağı arasına alıp atabildiğim kadar uzağa fırlattım. Ayağa kalktım. Eve doğru yürümeye başladım.

Apartman kapısına geldim. Cebimden anahtarımı çıkardım, kapıyı açtım. Ev üçüncü kattaydı. Asansörü kullanmadan merdiven basamaklarını tırmanmaya başladım. Her adımda biraz daha yoruluyordum. Yorulan sadece ayaklarım değildi. Ruhum da eriyordu. Evin önüne geldim. Anahtarımla kilidi açmaya hazırlanırken birden bire kapı açıldı.

Kapıyı açan alt komşumuzun eşi Jale Hanım'dı. "Hoşgeldiniz Kenan Bey." dedi, "Buyrun". Buyuracaktım tabiki. Kira olsa da benim evimdi. İçeride bir insan kalabalığı vardı. İçinde bulunduğum yorgunluğun üzerine en son isteyeceğim böylesi bir insan topluluğuydu. Kapı ağzında durakladım bir süre. Usulca bir adım attım geriye doğru. Ses çıkartmayacak şekilde kapıyı kapattım. Yavaş yavaş merdivenlerden indim. Apartmandan çıktım ve geldiğim sokakta ters istikamette yürümeye başladım.

Sokağın sonunda yolun karşısında bir park ve parkın yol ile kesişen köşesin bir büfe vardı. Büfeyi bir baba ve oğlu işletiyordu. Çoğu akşam büfenin önünden geçerken bir yorgunluk birası alır ve parkta, yol kenarındaki banklardan birine oturur yoldan geçen arabaları seyrederek içerdim. 

Büfeye girdim. Baba içerideydi. "İyi akşamlar abi, nasılsın?" dedim. "Hayırdır? Nasıl olalım? Son 20 dakikada değişen pek bir şey olmadı" diyerek karşılık verdi. Yüzünde hafif bir tebessüm vardır. Bir şişe bira aldım. "Görüşürüz." dedim ve dükkandan ayrıldım. Büfenin yanındaki yol yokuş aşağı uzanan bir yoldu. Kolayı seçerek aşağı doğru yürümeye başladım. Bir yandan da biramı yudumluyordum. Attığım her adımda hafifliyordum. Bir yandan da evdeki durumu düşünerek insanlar ile karşılaştığımda yaşamak zorunda kalacağım diyalogların nasıl gelişebileceğini tahmin etmeye çalışıyordum. Bir süre sonra sıkıldım, düşünmeyi bıraktım.

Biramdan son yudumu aldım ve şişeyi kaldırımın kenarına bıraktım. Yürümeye devam ederken arkamdan gelen bir arabanın farları sokağı aydınlattı. Döndüm ve araca baktım. Bir taksiydi. Elimi uzattım ve taksiyi durdurdum. Şoförün yanına oturdum, "İyi akşamlar kaptan. Çekirge'ye gidelim. Anatolia Otel". Taksinin içinde ağır bir arabesk ve sigara kokusu vardı. Kaptana sormadan cebimden sigara paketini çıkardım, bir dal sigara çıkardım, bir dal sigara da taksi şoförüne uzattım. "Eyvallah abi." dedi sigarayı gören şoför. Sigarayı yaktım, bir nefes çektim. Camı açtım. İçeri giren rüzgar ruhumu temizlercesine yüzüme vuruyordu. Nasıl olduğunu anlamadan sigaramı içmiş bir şekilde ve otelin önünde dikilir vaziyette buldum kendimi.

Resepsiyona gittim, boş bir oda olup olmadığını sordum. Özellikle üst katlardan bir oda istedim. Odanın anahtarını aldım ve asansörle yukarı çıktım. Odanın kapısını açtım ve içeri girdim. 512 numaralı oda... Odadaki beyaz ışığı kapadım; spot lambaları açtım. Sarı, loş bir ışık... Mini bardan bir viski aldım. Bardağa doldurdum ve pencerenin kenarına geçtim. Ayakta dikilir vaziyette şehri izlerken viskimi yudumladım. Zihnimden cümleler akmaya başladı.

"her sabah suya yansır yüzün bir damlada dalga dalga bakışların
öyle derin uyursun ki aldanırsın; sanki bu gözler, eller senin"

"Saçmalama Kenan" dedim kendi kendime. Ayakkabılarımı çıkardım, sadece ayakkabılarımı... Üzerimdeki elbiseler ile yatağa uzandım. İçimde başka bir sabaha uyanmanın umuduyla kapadım gözlerimi.

Gözlerimi açtım. Gün doğmamıştı. Yoğun bir toprak kokusu geliyordu burnuma. Yatağın yanında duran saksıyı devirdiğimi düşündüm. Saksının yerinde olup olmadığını anlamak için kolumu kaldırmaya çalıştım; kolum kalkmıyordu. Kulağımın içinde bir uğultu vardı. Bazı sesler duyuyordum ama kelimeleri seçemiyordum. Gözlerimi açtım. Karanlık... Toprak kokusu derinleşiyordu. Sesler azaldı. Ağzımda dün geceden kalan viski tadı vardı. "Çok da içmedim ama çarptı galiba." diye düşündüm. "Uyumaya devam edeyim bari" dedim, ve halihazırda kapalı olan gözlerimi ikinci bir kez daha kapadım.

Toprak kokusu kaybolmuştu. Gözlerimi de hissetmiyordum. Ellerimden kelimeler dökülüyordu.

"içime sığmayan bu her ne ise
sokakta bir başıma şair
zorlama kelimelere kaldık
hatırla çok uzak değil
mavilere dair ne hayaller kurardık"


Koralp
17.08.2016
İzmir





7 Mayıs 2016 Cumartesi

kefil

bir düşün neler yaşanırdı
olsaydı

olaylar...
durumlar...

kalabalık bir evin yalnız kelimeleri
kendi halinde geveler umutsuz bakışları
soğuk bir rüzgar esti farz et
üşür müsün
de ki üşümedin; sıcağın neylesin

tadı buruk bir hava bedenimde avare
sesleri kısılmış ellerimin
kaybolmuş bakışlarım dumanı tüten bir gecede

oldurduğum mısralar belli belirsiz
yapmadığım ne varsa bana kefil

koralp
07.05.2016
03:44
izmir


30 Mart 2016 Çarşamba

hayatı oldurmak

ellerine dökülür titrek bakışların
dokunamazsın
aldığın her nefeste içine dolan bir keder
hayatı bir türlü olduramazsın

hayatı nasıl olduracaksın?

koralp
13.02.2016
17:51
izmir

23 Kasım 2015 Pazartesi

sanrı

etrafına bir bakın istersen
sarsın gözlerini bu ses, bu renk, bu alem

sen, tortu gibi kuru, duvarda 
sanırsın toz kadar uçucu, avare

koralp
23.11.15

26 Ekim 2014 Pazar

olmamış

yıllar oldu yazmadım
okumadım
bıraktım

kelimeleri yalnız kodum

yoz oldum
uzaktım

kalem sürüdü gitti benden

yıllar
yollar
canlar

olamadım kendi halimde

yakaladı hayat;
yalnız bir şey var
okunamamış
yazılamamış
olmamış
oldurulamamış

dünü, bugünü, yarını

aynı çizgide duran dünyada

29.09.2014

01:16
izmir

11 Ağustos 2013 Pazar

gece gece

ne tür bir bela bu
kendi halinde savrulan bir esinti
ılık bir donuşla sarıyor beni 

kaldırımlarda yürürken hayal ederdim kendimi
soğuk rüzgarlar içinde ve yapraklar
solgun bakışlarla kurardım geçmişimi
göreceğim günler kendiliğinden sarhoş
belki de ben yoktan yere durgun

-------

durgun bir gece
karanlık pencerede solgun

gidilecek yollar varken
rüzgarın savurduğu bedenler
sokak lambasının ışığında
içilecek onca bira dururken

bir kadın ağlar köşede
adımlarını atamaz boşluğa
gidemez uzaklara, olduramaz yokluğu

-------

aç gözlerini uyuma bu gece
dolansın ellerin bedenimde

-------

yazacak cümlem kalmadı ben tükendim
bakışlarımdaki anlam uçtu
durgun ellerim titredi
ne kadar içerlesem de sokağın sessizliğine
konuşamadım

kendi içime de haykıramadım sızıları
ki o ölü doğan
o hiç varolamamış kelimeler
sızı mıydı deniz kıyısında
huzur muydu dağ başında
bilemedim

belki bir kentli yalnızlığı
kemikleri erimiş dokunuşuyla
gözleri kör duruşuyla
bak yine oluyor her şey 
eskisi gibi ve aynı sırayla
duruyorsun önce, uzanıyorsun sakince
dışarıyı izliyorsun bilinçsizce
umarak belki
ama susarak sürekli

bu bir...

gördüklerim sanki...

uyanırım
uyuyamadan açılır gözlerim
kendi halimde kendime dolanırım

-----

bir tiyatro yaz dediler bana
ne olduğumu bilmiyorlarmış gibi şuursuzca
anlamaz bu gözler sahnedeki danstan
tutku dolu sözlere bahşedilmiş yaşlardan


11 ağustos 2013
gece
bursa

10 Ağustos 2013 Cumartesi

bir çeşit müzik eşliğinde

ansızın kara gömüldü ayağın
buz gibi kırılgan düşlerinde
yollar inadına çıkmaz hayallerine
üşütür ellerin kalemini sözlerinle

titrer mi bakışların kaldırımlarda
insanlar izlerken oynadığın cümleleri
dokunuşlar dalından düşen yaprak gibi
çarpıyorlar toprağa unutulmuş bir ömür misali

10 ağustos 2013
istanbul


mut

sakin bir bakış dalında
esintide huzur kendi halinde
kısık bir sesle fısıldayarak
evet, mutlusun sen durduk yere

10 ağustos 2013
istanbul

9 Ağustos 2013 Cuma

y

yazdıklarım var yaşadıklarımla
yaşlarımda yeşeren yaşamlarla
yaşlanarak yok olan yakınlarda

09 ağustos 2013
istanbul

2 Ağustos 2013 Cuma

kendi halinde otururken

taşıyorum gözlerini satır satır aklımda 
dillendiremediğim kelimeler dudaklarında
hayalini bile kuramadığım anılar dolanmış vücuduna

kırık bir kalem yazılamamış kelam eşliğinde
gece istemsizce akıyor ellerime
uzaklar büyüyor sahipsiz bir bahçenin içinde

ve ben,
utanmaz bir ırmak dupduru
öylece bir taş var kenarında düşün 
su bile sıçramamış, kupkuru...

02 ağustos 2013
istanbul

26 Temmuz 2013 Cuma

öylesine

bir söz söylersin kendi halinde
tutku dolu akarsın
gözlerin ay parçası su içinde

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Durmak

Kaç yıl oldu düşünmeyeli? Zaman geçer mi düşünmeden? DÜşmeden yada? Defter sayfası, aç kollarını ben geldim!

Bir caz ve cazgır içinde, keyfe keder şiirler peşinde, sessizliğe inat kuru gürültüyle, kopan kıyamete karşı bir bardak suyun sahip olduğu dinginlikle... Bak yine saçmaladın sen. Olmadı yani! Beş dakika yalnız bırakmaya gelmiyor hemen bir şeyler düşünüyor (musun)!

Yaşadıklarını bir kez daha düşün defter sayfası! Bunun on yıl sonrası da var. Sen bir zamanlar bir yerlerdeydin. Şimdi de olduğun yerdesin; kanepede uzanmışsın, radyoda caz kanalını açmışsın (kendi halinde dantel) boş boş bakınıyorsun. İçin çok boş değil mi? Duruyorsun. Yani kelimenin temel anlamıyla duruyorsun. Durağan; olduğu hali koruyan... Baştan sona atalet! At ulan şunu üzerinden! Kendine gel, yapacak çok iş var.

Seninle sohbet etmeye başlayalı yaklaşık oniki yıl oldu defter sayfası ve eminim onca bahsi geçen konu içerisinde ortak olan bir nokta var: O da hiç bir şeyin değişmediği; hayatta bir cacık olmadığıdır. Dedim ya işte atalet! İnsanlar atletleri üzerinde kendi hayatlarındaki en güzide anları zaplarken, çocukları colukları yaşlarını göz yaşları içinde uğurlarken, ki bu ilk çıkan dişin şaşkınlığı, sokan arının iğnesinin sızısı yada geleceğini dehşetle izleyen bir ergenin saçmalayışları olabilir. Ama öte yandan bir şey olduğu da yok. Duruyor her şey.

DÜnya dönüyormuş! Yalan! Dünya dönseydi en azından bu kadar adam biraz hareketlenir bir işe yarardı. Kablo döşenecek yolları kazar, okunacak satırları okur, yazılması gerekenleri yazar, satılması gerekenleri satardı.Peki olan ne şimdi? "Ateşi olan var mı?" Var dayı gel!

Akünün suyunun boşalma belirtileri bunlar. Bak şimdi dönen dolaplara. Gir bir o dolaba da döndürsünler. Çıkınca doğru balerine! Ee bu kafayla atlı karıncaya da koşulmaz gibi. Olmaz yani... 

Sonuç olarak defter sayfası, jetonun var mı? Benim adamı yıktılar yere, geri sayıyor. Jeton lazım... INSERT COIN gerginliği bu zamanlar... Borç versene bir tane...

21 Temmuz 2013 Pazar

bir yalnız yalnız iken...

Sıcak bir yaz mevsiminin habercisiydi doğan güneş. Haziran sabahları böyle bir sıcağı benimseyememişti hiçbir zaman.

Pencereden odamın içine doğru sıyrılan güneş ışığı dayanılmaz bir bunaltı ortamı yaratmıştı içeride. Dayanamayıp kendimi yataktan dışarı attım. Banyoya gidip buz gibi suyla ödüllendirdim beni hiç yalnız bırakmayan bedenimi. Duştan sonra karar verdim ki kötü gözle bakmamak lazım gülümseyen sabahlara. Dışarı çıkıp şöyle bir dolaştım. Deniz kıyısındaki bir kafede oturdum; hafif bir kahvaltı yaptım. Her şey iyiydi, hoştu ama bazı şeyler farklı gibiydi. Gülümseyişim, yürüyüşüm, konuşurken seçtiğim kelimeler... Bana bir şeyler olmuştu, güzel bir şeyler.

Bunu fark ettiğim an daldı gözlerim uzaklara doğru, denizle gökyüzünün birbirine sıkıca sarıldığı kırılgan ufka... Bazı şeylerden kaçıp gelmiştim buralara. Kaçma ihtiyacı duymuş, yanlışlar yapmış ve kendimi yargılamıştım. Bunun sonunda da gerçekleri görmüştüm galiba ki artık değişmiştim. Bilinmeyen tepelerin ardı artık can ciğer dostlarımdı şimdi. Ve her şeyden önemlisi mutluydum.

Koşarak eve döndüm. Kitaplığıma aç köpekler gibi saldırarak eski günlüklerimi sakladığım yerden çıkardım. Bir fatih edasıyla açtım kapaklarını. Kendime söz vermiştim; geçmiş gerçekten geçmiş olunca zihnimde, dönüp dalga geçercesine çevirecektim bu günlüklerin sayfalarını. Bu sefer ben hükmedecektim onlara.

20 Mayıs 2013 Pazartesi

insan

konuşamamak, paylaşamamak kötü
içinden geldiğince hür ve dolu
ne de olsa insanız
kim bilir hangi ağacın altında bulurlar ölümüzü

koralp

27 kasım 2008
14:49
bursa

19 Mart 2013 Salı

soru

soruyorsun bazen kendine, ne yaptığını...
peki, ne yapıyorsun?

renk

bir renk düşün içinde olmadığın sokaklarında yürümediğin söyle bana, bulabilir misin? aldığın nefesin sebebi olur mu? gözündeki bakışta...