öylece alımlı durursun
haberin yoktur yazdıklarımdan
sakin, suskun beklersin...
beklerim...
5 Şubat 2009 Perşembe
2 Şubat 2009 Pazartesi
Vanilya Kokusu
"Hope there's someone
Who'll take care of me
When I die, will I go"
Bu şarkıyı ne zaman dinlesem vanilya kokusu geliyor burnuma. İşin gerçeği şarkı iç parçalayıcı... Ölümle yaşam arasında kalmak üzerine ve öldükten sonra gömülüp bi başına bırakılma korkusu... Vanilya kokusu ne alaka?
Vanilya kokusu dediğinde pasta gelir akla; un kurabiyesi mesela. Un kurabiyesi vanilya olmadan anlamsızdır. Dondurmada var evet. Ayrıca vanilyalı kahve... Öyle bir kokudur ki kendine aşık eder insanı. "Hope there's someone" şarkısı ile arasındaki bağlantıyı ben kuramadım. Kendime birçok soru sormam gerekli sanırsam. Hangi soruları sormam gerektiğini bilmiyorum ama. Bulmak da çok zor olacakmış gibi geliyor.
Vanilya kokusunun beni sardığı zamanlarla bu şarkıyı dinleme zamanlarım henüz matematiksel olarak ortaya koymadığım bir şekilde kesişiyor mu? Nasıl bir soru oldu bu şimdi anlamadım... Anladım ama kafam da karıştı.
Sen anlat bana... Böyle bir şarkıyı dinlerken niye vanilya kokusu duyar insan?
Who'll take care of me
When I die, will I go"
Bu şarkıyı ne zaman dinlesem vanilya kokusu geliyor burnuma. İşin gerçeği şarkı iç parçalayıcı... Ölümle yaşam arasında kalmak üzerine ve öldükten sonra gömülüp bi başına bırakılma korkusu... Vanilya kokusu ne alaka?
Vanilya kokusu dediğinde pasta gelir akla; un kurabiyesi mesela. Un kurabiyesi vanilya olmadan anlamsızdır. Dondurmada var evet. Ayrıca vanilyalı kahve... Öyle bir kokudur ki kendine aşık eder insanı. "Hope there's someone" şarkısı ile arasındaki bağlantıyı ben kuramadım. Kendime birçok soru sormam gerekli sanırsam. Hangi soruları sormam gerektiğini bilmiyorum ama. Bulmak da çok zor olacakmış gibi geliyor.
Vanilya kokusunun beni sardığı zamanlarla bu şarkıyı dinleme zamanlarım henüz matematiksel olarak ortaya koymadığım bir şekilde kesişiyor mu? Nasıl bir soru oldu bu şimdi anlamadım... Anladım ama kafam da karıştı.
Sen anlat bana... Böyle bir şarkıyı dinlerken niye vanilya kokusu duyar insan?
Bira, Patates Kızartması, L.e.s.s. Ve Sen
Gülümsedim; gülümsedin. Düştün içime öylece... Ben de beklemiyordum böyle bir şeyi, şaşırman doğal. Hali hazırda bu olayların cereyan ettiği vücudun sahibi olan ben bir tuhafken senin yüzünde oluşan soru işareti çok normal.
Peki, bu iyi mi? Elbette! Niye kötü olsun? Şimdi ben senin için birkaç şiir yazsam kötü denemez buna. Umuda dair birkaç mısranın kimseye zararı olmaz bence. Aksine insancıl bir davranış olur. Tarih içerisinde sen de yerini alırsın mısralarımda.
Aşağıdaki şarkı da senin içindi. Beraber dinlemek isterdim seninle... "Beni aldığında aldığında aldığında beni!" diye söyledim ben hep bu şarkıyı sana bugün.
Eminim daha önce de seni düşünerek yazılmış mısralar var olmuştur. Aksini düşünemiyorum şu haliyle. Ama içimi kemiren birşey var ki... Tanımıyorum seni.
İçimdeki sen sadece bir görüntüsün; çokça tavır, yürüyüş ve saç kıvrımı... Ve evet, bir tebessüm öylece.
Güzel şeyler olacak galiba. Çok tatlı, dondurma gibi...
Ne olursa olsun, sen bir gün doğumusun içimde şu an. (Ki) önemli olanda bu benim için.
Peki, bu iyi mi? Elbette! Niye kötü olsun? Şimdi ben senin için birkaç şiir yazsam kötü denemez buna. Umuda dair birkaç mısranın kimseye zararı olmaz bence. Aksine insancıl bir davranış olur. Tarih içerisinde sen de yerini alırsın mısralarımda.
Aşağıdaki şarkı da senin içindi. Beraber dinlemek isterdim seninle... "Beni aldığında aldığında aldığında beni!" diye söyledim ben hep bu şarkıyı sana bugün.
Eminim daha önce de seni düşünerek yazılmış mısralar var olmuştur. Aksini düşünemiyorum şu haliyle. Ama içimi kemiren birşey var ki... Tanımıyorum seni.
İçimdeki sen sadece bir görüntüsün; çokça tavır, yürüyüş ve saç kıvrımı... Ve evet, bir tebessüm öylece.
Güzel şeyler olacak galiba. Çok tatlı, dondurma gibi...
Ne olursa olsun, sen bir gün doğumusun içimde şu an. (Ki) önemli olanda bu benim için.
1 Şubat 2009 Pazar
30 Ocak 2009 Cuma
Ah Biz Erkekler
Gelişmişlik makinelerle olmaz. Karşında duran insanı bir birey olarak görebiliyor musun? Olay budur.
1- Erkek, evleneceği kadının bakire olmasını ister. Çünkü kullanılmış mal almak hoşuna gitmez.
Bu açıklamayı yapan kişiye sordum: "Senin annen mal mı?" Bana verdiği cevap gayet kendisine yakışan cinsten: "Doğru konuş lan! Öldürürüm seni!"Tabi ben de tutamadım kendimi ve kısa bir karşılık verdim: "Ben bir şey demedim ki; her şeyi sen söyledin zaten."
2- "Abi, sürekli aynı hatunla olur mu be? Hep aynı vücut... Sıkıcı be abi!"
Üniversitede bir ders çalışma ortamında, verilmiş çay molasında beyni fındık kabuğu kadar olan bir insandan çıkmış bir cümle. Sorduğum soru karşısında içine düştüğü çaresizliği görmeniz lazımdı.
+ Abi, sürekli aynı hatunla olur mu be? Hep aynı vücut... Sıkıcı be abi! Sallicam hatunu.
- Peki, sen ona sordun mu "hep aynı adamla yatmaktan sıkılıyor musun" diye? Belki o da senden sıkılmıştır, olamaz mı?
+ (alabildiğine şaşkın bir ifadeyle) Nasıl ya? Niye sıkılcakmış abi? Biz erkek değil miyiz?
- Tamam tamam. Kasılma o kadar. İç çayını haydi.
3- Kadın ve erkek eşit olmamalıdır ve son sözü her zaman erkekler söylemelidir.
Sebep? Bu eşitlik konusu açıldığında erkekler kas gücünden başlayarak bilimum bütün bedensel gelişmişliklerini ön plana çıkararak erkeklerin kadınlardan üstünlüğünü ispatlamaya çalışırlar. Çok üzücü bir bakış açısı: "Tarih içerisinde adını duyurmuş kadın bilim adamı niye yok? Çünkü kadınların kafası çalışmıyor." Bu yaklaşımı gösteren arkadaşlarıma ilk olarak iki isim söylerim: Marie Curie ve Lise Meitner... Bu isimleri söyledikten sonra da eklerim: "Sürekli eve kapatılan, siyasi-ekonomik kararlar alınırken hiç söz hakkı verilmeyen, dönemin akademilerine bile alınmayan kadınların nasıl bilim insanı olmasını bekliyorsunuz? Ne yazık ki erkeklerin bilim adamlığıyla övündüğünüz dönemlerde kadınlar ikinci sınıflıklarının ezikliğiyle biçare yaşamak çabasındalardı."
Kas gücüne güvenen kişilere de "kadınların evrimi erkeklerden ileridedir. sinir sistemleri bizden daha gelişkindir. bu sebepledir ki erkeklerin doğum yapması mümkün değildir. halter kaldırabiliriz ama limon kadar yerden karpuz çıkaramıyoruz. niye? vücut kaldırmıyor ve bayılıyoruz. buna ne diceksin?" cevabını çekinmeden veriyorum.
Kültürel olarak çok ciddi bir problemdir kadın ve erkek ilişkilerimiz. Biz erkekler önce kadını bir köşeye kıstırıyoruz, sonra da başarısızlıkla suçluyoruz. Dövüyoruz, aşağılıyoruz. Sonra da "eşim" diyerek kolumuzda gezdiriyoruz utanmadan. Başkası ona bir laf ettiğinde adamın ağzını yüzünü dağıtıyoruz, ama biz bile ona saygı duymuyoruz. İlkokul hayat bilgisi dergilerinde kendisine biçilmiş "ev işçisi" rolünden öte onun bir birey olduğunu anlayamıyoruz. İşimize gelmiyor. Maaşımız eşimizden düşün mü? Bak izle o zaman sen eğlenceyi... Bunda ezilecek bir şey mi var? Evet var. Çünkü o adam öyle büyütülmüş ki "kadından üstünsün sen!erkeksin!" gazı ile şişirilmiş sürekli. Gereksiz saplantılardan elini ayağını kurtaramamış.
Oysa bir erkek karısına "ben sensiz olamıyorum" diyebilmeli (yatağa atma amacı dışında içtenlikle söylenmiş olmalı). Yanında ağlayabilmeli, derdini paylaşabilmeli. Hayatı alabildiğine açık ve çıplak, hiçbir şey gizlemeden sevdiği kadınla yaşayabilmeli. Kim kimden üstündür ki? Kadın olmadan erkek ne yapar ki bi başına? Kariyer dediğin nedir ki? İş-güç, para, ev araba... Sevdiğin kadınla paylaşmadıkça ne anlamları var?
Dünya beş milyar yaşında, bizler ortalama 60-70 yıl yaşıyoruz. Haydi, birlikte yaşayalım; ne bekliyoruz ki?
Bu erkek egemen düzen kabak tadı verdi artık.
işiniz çok zor. Biz erkekler her geçen gün daha da sıkıştırıyoruz sizi. Niyeyse "düzülen meta" olmaktan öteye getiremedik sizi aklımızda. Yazık...
Saygılarımla...
1- Erkek, evleneceği kadının bakire olmasını ister. Çünkü kullanılmış mal almak hoşuna gitmez.
Bu açıklamayı yapan kişiye sordum: "Senin annen mal mı?" Bana verdiği cevap gayet kendisine yakışan cinsten: "Doğru konuş lan! Öldürürüm seni!"Tabi ben de tutamadım kendimi ve kısa bir karşılık verdim: "Ben bir şey demedim ki; her şeyi sen söyledin zaten."
2- "Abi, sürekli aynı hatunla olur mu be? Hep aynı vücut... Sıkıcı be abi!"
Üniversitede bir ders çalışma ortamında, verilmiş çay molasında beyni fındık kabuğu kadar olan bir insandan çıkmış bir cümle. Sorduğum soru karşısında içine düştüğü çaresizliği görmeniz lazımdı.
+ Abi, sürekli aynı hatunla olur mu be? Hep aynı vücut... Sıkıcı be abi! Sallicam hatunu.
- Peki, sen ona sordun mu "hep aynı adamla yatmaktan sıkılıyor musun" diye? Belki o da senden sıkılmıştır, olamaz mı?
+ (alabildiğine şaşkın bir ifadeyle) Nasıl ya? Niye sıkılcakmış abi? Biz erkek değil miyiz?
- Tamam tamam. Kasılma o kadar. İç çayını haydi.
3- Kadın ve erkek eşit olmamalıdır ve son sözü her zaman erkekler söylemelidir.
Sebep? Bu eşitlik konusu açıldığında erkekler kas gücünden başlayarak bilimum bütün bedensel gelişmişliklerini ön plana çıkararak erkeklerin kadınlardan üstünlüğünü ispatlamaya çalışırlar. Çok üzücü bir bakış açısı: "Tarih içerisinde adını duyurmuş kadın bilim adamı niye yok? Çünkü kadınların kafası çalışmıyor." Bu yaklaşımı gösteren arkadaşlarıma ilk olarak iki isim söylerim: Marie Curie ve Lise Meitner... Bu isimleri söyledikten sonra da eklerim: "Sürekli eve kapatılan, siyasi-ekonomik kararlar alınırken hiç söz hakkı verilmeyen, dönemin akademilerine bile alınmayan kadınların nasıl bilim insanı olmasını bekliyorsunuz? Ne yazık ki erkeklerin bilim adamlığıyla övündüğünüz dönemlerde kadınlar ikinci sınıflıklarının ezikliğiyle biçare yaşamak çabasındalardı."
Kas gücüne güvenen kişilere de "kadınların evrimi erkeklerden ileridedir. sinir sistemleri bizden daha gelişkindir. bu sebepledir ki erkeklerin doğum yapması mümkün değildir. halter kaldırabiliriz ama limon kadar yerden karpuz çıkaramıyoruz. niye? vücut kaldırmıyor ve bayılıyoruz. buna ne diceksin?" cevabını çekinmeden veriyorum.
Kültürel olarak çok ciddi bir problemdir kadın ve erkek ilişkilerimiz. Biz erkekler önce kadını bir köşeye kıstırıyoruz, sonra da başarısızlıkla suçluyoruz. Dövüyoruz, aşağılıyoruz. Sonra da "eşim" diyerek kolumuzda gezdiriyoruz utanmadan. Başkası ona bir laf ettiğinde adamın ağzını yüzünü dağıtıyoruz, ama biz bile ona saygı duymuyoruz. İlkokul hayat bilgisi dergilerinde kendisine biçilmiş "ev işçisi" rolünden öte onun bir birey olduğunu anlayamıyoruz. İşimize gelmiyor. Maaşımız eşimizden düşün mü? Bak izle o zaman sen eğlenceyi... Bunda ezilecek bir şey mi var? Evet var. Çünkü o adam öyle büyütülmüş ki "kadından üstünsün sen!erkeksin!" gazı ile şişirilmiş sürekli. Gereksiz saplantılardan elini ayağını kurtaramamış.
Oysa bir erkek karısına "ben sensiz olamıyorum" diyebilmeli (yatağa atma amacı dışında içtenlikle söylenmiş olmalı). Yanında ağlayabilmeli, derdini paylaşabilmeli. Hayatı alabildiğine açık ve çıplak, hiçbir şey gizlemeden sevdiği kadınla yaşayabilmeli. Kim kimden üstündür ki? Kadın olmadan erkek ne yapar ki bi başına? Kariyer dediğin nedir ki? İş-güç, para, ev araba... Sevdiğin kadınla paylaşmadıkça ne anlamları var?
Dünya beş milyar yaşında, bizler ortalama 60-70 yıl yaşıyoruz. Haydi, birlikte yaşayalım; ne bekliyoruz ki?
Bu erkek egemen düzen kabak tadı verdi artık.
işiniz çok zor. Biz erkekler her geçen gün daha da sıkıştırıyoruz sizi. Niyeyse "düzülen meta" olmaktan öteye getiremedik sizi aklımızda. Yazık...
Saygılarımla...
29 Ocak 2009 Perşembe
Lazım
Bilebilmek lazım, görebilmek gerek... Bakışlarımızda kimler var; saçlarımızda dolanan parmaklar hangi bedene ait. Bu soruları sormak gerek, müzük çalmadan ve gözlerimiz dalıp gitmeden.
Çoğu kişiye anlamsız... En büyük dert güçlü durmak hep. Oysa insan hisseder, duyumsar. Bazen gülümser, bazen canı yanar. Adımlar atarak uzaklaşır bugününden, yarınına uzanarak umut eder yemyeşil kırları, o kırlara saçılmış beyaz, sarı papatyaları.
Yaşamak güzel şey. Sevebildiğimiz kadar ancak... Ne kadar sevgi o kadar yaşamak... Öbür türlüsü sadece var olmaktır. Taş da var olur, karınca da... Ama karınca yürür. Hep yürür. Taş ise kaldıramaz kendini. Öyle çökmüşürki kendi içide, çağlayan ırmakları göremez; eğilip suyundan bir yudum içemez.
İnsan yürür. En az karınca kadar yürür. Göçmen kuşlar kadar uçar insan... Gözleri dolaşır başka insanlarda. Yorulur sonra. O elleri arar; saçlarında dolanan parmaklara ev sahipliği yapan yumuşak elleri.
Özler sonra... Yitirdiklerini... Elde ettiklerini... Kazanacaklarını...
Bilmek lazım, görebilmek...
Sevmek lazım; sınırsız, kuralsız, sadece var diye...
Çoğu kişiye anlamsız... En büyük dert güçlü durmak hep. Oysa insan hisseder, duyumsar. Bazen gülümser, bazen canı yanar. Adımlar atarak uzaklaşır bugününden, yarınına uzanarak umut eder yemyeşil kırları, o kırlara saçılmış beyaz, sarı papatyaları.
Yaşamak güzel şey. Sevebildiğimiz kadar ancak... Ne kadar sevgi o kadar yaşamak... Öbür türlüsü sadece var olmaktır. Taş da var olur, karınca da... Ama karınca yürür. Hep yürür. Taş ise kaldıramaz kendini. Öyle çökmüşürki kendi içide, çağlayan ırmakları göremez; eğilip suyundan bir yudum içemez.
İnsan yürür. En az karınca kadar yürür. Göçmen kuşlar kadar uçar insan... Gözleri dolaşır başka insanlarda. Yorulur sonra. O elleri arar; saçlarında dolanan parmaklara ev sahipliği yapan yumuşak elleri.
Özler sonra... Yitirdiklerini... Elde ettiklerini... Kazanacaklarını...
Bilmek lazım, görebilmek...
Sevmek lazım; sınırsız, kuralsız, sadece var diye...
28 Ocak 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
renk
bir renk düşün içinde olmadığın sokaklarında yürümediğin söyle bana, bulabilir misin? aldığın nefesin sebebi olur mu? gözündeki bakışta...
-
ben değilim bu içimdeki aynadaki gözler, bakışlar saçlar benim değil bir ses duyarsın zihninde hayali olmak yada olmamak meselesi anl...
-
kapat gözlerini bir yol düşün attığın adımlar nerelere götürür zavallı bedenini gözlerinde umarsız düşler kendini beğenmiş bir ıslık du...
-
bir renk düşün içinde olmadığın sokaklarında yürümediğin söyle bana, bulabilir misin? aldığın nefesin sebebi olur mu? gözündeki bakışta...